Adam Karalama Safsatası Üzerine

Posted on Posted in Felsefe

image

(Leonardo reyiz söylediyse doğrudur: Kim ki argüman geliştirirken arkasını otoriteye yaslarsa bilin ki aklını değil hafızasını kullanıyordur)

Argumentum Ad Hominem olarak geçen ve ansiklopedik anlamı bir argümana cevap verirken, argümanı eleştirmekten ziyade, argümanı ortaya atan kişinin alakasız bir özelliğini gündeme getirerek fikirlerini çürütmeye çalışmak olan mantıksal bir safsatadır. Önerme yerine, önerme yapan kişi tartışma konusu edilerek iddialara karşı çıkmak suretiyle yapılır. Safsata (fallacy) olarak adledilir.

Günümüzün düşün dünyasında kanımca kendi artık safsata olan ve işlevliğini büyük ölçüde yitirmiş bir kavramdır. Konuyu ilk öğrenenlerin “A-li ba-na to-pu at” kıvamında dillerinden düşüremediği 1+1 = 2 matematiğinin genellendiği ve geliştiğinde elinizde tuttuğunuz ayfon’a dönüştüğü doğrusunu beşeri ilimlerde de uygulamaya çalışma ahmaklığının dışa vurumudur.

Resmen ad hominem’e ad hominem yaptım. Ama haklıyım.

Eğer bir insan salaksa söylediği şeylerde salaktır çıkarımının kontrapozitifi olan eğer bir insanın söylediği şeyler salak değilse, kendi de salak değildir çıkarımının biraz modifiye edilmiş hali olan eğer bir insan lider ise, söylediği şeyler de salak değildir çıkarımının geçerliliği üzerinden tezimizi kanıtlayacağız. Ki bu doğruluk doğru değilse o kadar insan nasıl yanılıyor adlı safsata ile de perçinleyerek. Yani bir nevi “yalnız” lafına habire “yanlız” yazınca nasıl anlıyoruz çok ses etmiyoruz o usul işte. Anladınız/anlayacaksınız siz onu. Örnekleyelim.

Ünlü bir düşünürümüz şöyle buyurmuş (1):

Kötü yaradılışlı kişiye ilim ve fen öğretmek, yol kesen eşkiyanın eline kılıç vermeye benzer!
Sarhoş zencinin eline kılıç vermek, adam olmayana bilgi belletmekten yeğdir.
Bilgi, mal, mevki ve hüküm, kötü yaratılışlı kişilerin elinde fitnedir.
Savaş delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere farz olmuştur.

Bu düşünürümüzün kim olduğunu bilmesek zencilere bayağı bir geçirmiş olmasından dolayı kendisini ırkçılıktan kınardık eminim.Kişiyi bileceksin ki ne dediğini doğru anlayacaksın. Ya da söylediğinden belki de öyle biri olmadığı ortaya çıkacak. İki halde de genelleme için kişiden argümanı, argümandan kişiyi çıkarmak sanıldığı kadar kolay değil.

Şimdi siyasi bir köşe yazarı düşünün. 20 senedir haftada en az bir kere yazıyor. Genel çizgisini ortaya dökmüş. Bir gün geliyor diyor ki ben bu zamana kadar yanlış biliyormuşmuşum, şimdi artık başka biliyorum. Bundan sonra böyle böyle. Bu yazarın son yazdığını 20 senenin bütünlüğü (ki bu bütünlüğü şahsında topluyor) içinde değerlendirip mi istediği usul etkileneceğiz yoksa tam tersi bir tepki mi vereceğiz. Satılmış bu yazarda kimbilir ne çıkarı var ki böyle döneklik yaptı vs. vs. mi diyeceğiz (Ha bu arada beşeri ilimler dahilinde mantık yürütmek “etkilemek” ve politika yapmak içindir, zaten matematiksel kesinliğe ulaşma gayesi yoktur. Çünkü bu alanda öyle bir kesinlik yoktur. Umarım bunu biliyoruz!). Bu yazarın mantık yürütmesine onu karalayarak mı yaklaşmak doğrudur yoksa şimdi ali topu at diye ona topu atacak mıyız mazisini unutup.

Bu safsatanın çürütülmesine çakacağım son kazık ise daha teknik. Dil gibi lineer akan ve ancak belki bir paragraflık kısmını hafızamızda tutup ne yataylamasına iyice gidebildiğimiz ne de zaten dikeylemesine diğer boyutlarda somut veya soyutlaştırabildiğimiz çok bir aciz mantığımız var.

Leonardo reyiz mantık olayını hafızadan ayrı tutarak biraz saçmalamış kapak yapacam diye. Tüm yan yana duran (infinitesimal) lineer çıkarımlara aynı anda hakim olsaydınız, yavaş yavaş eğrilen düzlemi sonsuza çektiğinde bu çıkarımların artık apayrı bir boyutta (lineer olmayan) olduğunu görebilirdiniz (ben bunları yazarken Riemann reyiz mezarında ters dönüyor). Yani A->, B->C ise A->C demek mümkün değil ama öyle işte. Bakınca göremiyorsunuz dünyanın yuvarlak olduğunu ya o mesele. Kısaca sonsuz hafızanız olsaydı (dikey), ya da her saniye mantık yürütüyor (yatay) olsaydınız mantığınız daha değişik işlerdi. 

Ali topu at (ama Ali gavatın teki onun topundan bir cacık olmaz) gibi yatay ve dikeyde tek register olan bir mantık yürütmede işe yarayabilecek bu safsata (nın bertarafı) insanların ekonomisi, refahı, mutluluğu için yapılması gereken kamu politikaları gibi abidik gubidik karmaşanın boylama ve boyutuna yayıldığında o bok atmaktan imtina edeceğimiz insan zaten karşımıza tüm bu abidik gubidik karmaşayı düzelten bir kısa yol heuristic/short cut olarak çıkıyor. Lider bir Riemann geometrisinde yer alan sonsuz akıl. Üst akıl olarak paraleli de derini de kendinde ihtiva ederken aciz beyinlerinizin göremediği matematiklerle iştigal ediyor. 

Yani adam zaten sana topu at deyince sen oturup niye ya nasıl filan demiyorsun. Demek istesen bile aklın mantığın zaten yetmiyor. Hem biyolojik olarak hem de eğitimsiz olduğundan. Bir de zaten zor yani a priori bilinebilecek durumu yok. 

Yani mesela anayasa yazıyorsun. Yasaların anası. Coğrafyanın ağababası. Lideriniz çıktı diyor ki (2)

“Bütün kuvvetler… Affedersiniz, bu ifade yanlıştır. Yalnız bir kuvvetten ibaret olan hakimiyet ve milli irade yüce heyetinizde tecelli eder ve temsil edilir.”  

Şimdi sıkıysa kuvvetler ayrılığı prensibi koy bakalım, yaz anayasaya mahkemeler meclisten bağımsız olmalıdır diye. Hangi mantıkla açıklayacaksın liderinin şahsından ayrı? Sonra yandaş medya da şöyle demiş (3)

“Hakimiyet kayıtsız şartsız millete geçtiği toplumlarda kuvvetler ayrılığının adı bile düşünülemez. Kuvvetler ayrılığını düşünmek irticadır.”

Hadi buyrun. Kuvvetler ayrılığı daha mantıklıdır demiyorum. Kuvvetler birliği daha mantıklıdır da demiyorum. Mantık beşeri düzeyde göreceli ve matematikten uzak olmaya mahkumdur diyorum. Ama bu dediklerimin bir önemi yok (duygumla yani mantık dışı konuştuğumda nedense kuvvetler ayrılığı daha iyi geliyor, malum bağımsız adalet herkese lazım hocam öyle zamana şartlara göre değiştirelim filan deyince pek olmuyor). Lider ne derse o oluyor diyorum. Yani Ad Hominem. 

Yani liderlik mevhumu zaten başlı başına bu saftasayı çürütüyor.

Ya liderleri ve liderlik mevhumunu ekarte edecek bir mantık zinciri (black box) olacak elinde olacak yani diyebileceksin işte nasıl 1+1=2 den başlayıp şimdi elimde tuttuğum ayfon ortaya çıkıyorsa bu iş de öyle. Matrix gibi bir sonsuz ve infinitesimal yan yana mantıklı durup sonra çığrından çıkan etkileşim zinciri yönetebileceksin.

Ya da bu beşeri düzenin olmadığı durumlarda bir tane ağzı laf yapan lider gelip sana herşeyin en iyisini ben biliyorum deyince evet abi diyeceksin. Lider zaman ve mekan üstü bir enerji bükücü olacak. Ve nitekim işte öyle oluyor.
image

Yani yaşasın Ad Hominem.

Mantıken aynı anda ikisi olamıyor malesef…

Nüansa saygı ve lineer basitliklere dirençle çok doğrulu bitirelim. Çok basit olaylar için ve anlık durumlarda (eşinizle kavga ederken mesela ki orda bile bütünlüğe saygı duymak gerekir) kullanacaksanız ya da Mantığa Giriş dersi alıyorsanız, tamam, bu sözde safsatayı yapmayın. Ama karmaşa içindeyseniz, beşeri ilimlerle ilmihlal ediyorsanız ya da politikacıysanız, adam karalama bırakın safsatayı sizin için işin olmazsa olmazı. Ad Hominem candır. Bir argümanın doğruluğunun, argümanı geliştiren şahsın kişiliği ve hayat/düşün bütünlüğü ile doğrudan ilgisi vardır. Bunun aksini iddia etmek ise sizin aptal olduğunuzu gösterir ;-). 

(1) Mesnevi 4. Cilt 1435’ten. Sen tanıyorsun yazarı? 
(2) Zabıt Ceridesi, Devre İ, Cilt 14, s. 328, gün 24 Kasım 1921. Sen bildin söyleyeni?
(3) Yunus Nadi, Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi, 23 Nisan 1923

Bir Cevap Yazın