AKP’yi Seviyorum: Yeni Türkiye Empatisi Amerikan “Liberal Guilt” Empatisine Benzemez Hem Sever Hem Döver

Posted on Posted in Felsefe

12.11.2014 18:07 Tsi: An itibariyle Philae’nin yeni adresi bir kuyruklu yıldız. Yazının gerisini okumasanız da olur. Kuyruklu yıldıza 500 milyon kilometre ve 10 sene önceden araç indiren azme, hayale şapka çıkartırım. İşte bu olmak lazım. 

image

———–

Yarın kısmetse Rosetta adlı uzay aracının dünyamızdan 509 milyon kilometre uzakta 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına inmesine tanıklık edeceğiz. 10 senelik bir planlama ve 10 senelik bir yolculuktan sonra kuyruklu yıldızla birleşmeyi başaracak minik Philae. Şimdilik herşey iyi gidiyor ama düz değilde mesela %30 engebeli bir araziye inerse tutunanama ihtimali var. Ekip kendinden emin. Hayırlısı artık.

Yarından itibaren her gününüzü her saatinizi 20 sene sonrasında %50 ihtimalli bir sonuca adamayı becerebillir miydiniz? Evrenin sırları mertebesinden sabah kahvaltıda ne yesek banaline uzanan bir yolculuk yapıp bakıp görmek lazım becermek için gereken şartları. Sonraki paragrafları pas geçip en sona gidebilirsiniz. Kendimi önemli hissettiğim vurucu nasihatlerim orada ve zaten vakit nakittir.

Önce hem insan olarak herşeyi bildiğimiz ve hiçbirşeyi bilmediğimiz gerilimi ile nasıl yaşayacağız onu bulmamız gerekiyor.

Epistemolojik olarak her birimiz evrenin merkezi hem de bir hiçiz. Bilim yoluyla 1 milyar euro ve 20 senede Rosetta’yı gönderdiğimiz Kuiper kuşağına, bir hırka bir lokma ilim yoluyla da ziyaret etmek mümkün. Gazali İbn Rüşd atışmaları keşke günümüzde olsaydı. Hakikati bulmak için felsefe mi tasavvuf mu konusu (ki onlardan bin sene önce de aynı lakırdılar dönüyordu) bugün de aynı cisim ama ayrı isimlerle devam etmekte. Bin sene sonra da bilinç(ler)imiz bulutlarda yüklüyken de devam edecek. Hiçlik adı üstünde çok fazla üstüne gidersek bizi olmazlığa götürdüğünden 20 sene sonra nasıl bir hayal için yaşayacağız sorusuna pek katkıda bulunmuyor. Interstellar filminde de kuantum teorilerini herşey aslında sevgi diye bağlamışlar. Gazali o filmi görseydi ne düşünürdü acaba. Ya sevgi, ya Allah, ya güzellik, ya adalet bir yerden başlayacağız aslında. (Modernite bu aralar çocuklarımızın bizim herşeyimiz olduğunu söylüyor. Kibrin son noktası bence çocuk taparlık). Ama bütünde aynıyı tarif etmesi gerekip de bizim anlamadığımız bir tevhid eski Hint söylencelerinde yer alan “kör adamlar ve fil” hikayesi hikayesidir aslında. Merak etmeyin bağlıyorum. Diyorduk ya işte 20 sene ahdedicez, vakfedicez. İşte neye yapacaz once onu bulmaya çalışıyoruz.

Kafamızın ebediyen karışık olduğu konusu dinlerin işte bu yoldan ilerlerseniz o aradığınız şeyi bulacaksınız demelerini gerektirir. Ama hangi din? Hangi mezhep. Hangi takım? Beşiktaş mı Fener mi? İslam tarihinde (mesela) kelam tartışmalarında taraflar sıklıkla birbirlerini dinden çıkmış mürted veya sapkın olarak nitelendirmişlerdir. Bir insana sen mavi takımdansın deyip 5 dakika içinde mavi takım fanatiği yapılması durumu aslında bizlerin hakikati aramak ve hiç bulamamak için dizayn edilmiş (evrim veya Allah) yaratıklar olduğumuzu gösteriyor.

Hep miyiz hiç miyiz? Bu gerilimi aşamadığımızdan zaten işimiz zor.

Şu anda bile ben “hiçbirşey bilmiyorum“ kelamını anlatmak için bile en azından bunu bildiğimi bilmem gerekiyor diyorum.

Felsefik demagojiyi bırakıyorum. Ki bırakmanın en kolay yolu kolaydan psikolojiye yönelmektir. Konumuz empati.

Hiç bir bok bilmemenin en vurucu pratiği empati yapabilmektir. 20 sene sonra aracınız kuyruklu yıldıza inemezse ve siz empati yapamazsanız kesin intihar edersiniz. Empati taraf olmadığınıza sevgi gösterebilmek erdemidir. Yırca’da kesilen zeytin ağaçlarına üzülmek empati değildir aslında. Oradaki köylülerin termik santrale sevindiğini gören politikacılar için, yazık onlar da zaten bir hiç, onlar da hiç birşey bilmiyor diyebilmektir en azından. Çünkü “karşı” taraf diyor ki enerji olmasın mı, zaten her taraf zeytinlik vs. Mesela şöyle herşeyi bilen tevhide ulaşmış bir modelimiz olsaydı basardık düğmeye söylerdi daha fazla zeytinlik mi yoksa termik santral mı diye. Tek taraftan bakınca bilebilmek o kadar kolay olsaydı Türkiye’nin yüzde 50si bir taraf diğeri diğer taraf olmazdı. 

Biz külliyen doğruyuz gibi zavallı bir kelamı ateşe verip yakmak ve güleryüz göstermektir. Empati kendini feda etmektir. Sevmeye sevmeye lokalde birşey yapmaktır ki genele yansıma şansı olsun olası güzelliklerin.

Kuiper kuşağı çok uzak. 500 milyon kilometre. Yazık Rosetta 10 senede gidebilmiş. Dünya ve Mars’ın çekim güçlerini kullanarak. Evrenin %5’ini bildiğimizi biliyor muydunuz? Ben CERN’deki çok zeki bir teorik fizikçi arkadaşımın yalancısıyım. Merak etmeyin konuyu Türkiye politikasına getiriyorum.

Konu Erdoğan olsun, Atatürk olsun, batı tüketim endeksli vahşi kapitalizmi olsun, batıniler olsun, artık canınız neyi çektiyse veya genetiğinize ne empoze edildiyse hepsi gerçek ve hiçbiri gerçek değil. Pareto prensibine başvuralım bence. Şu an bildiğiniz ve inandığınız herşey %80 doğru diyelim. Bir %20’de ama ya yanlışsaya ayırın. Böylece hayatınızı idame ettirecek kadar ve takım tutacak kadar bilirsiniz hakikati. Ama karşı takıma da saygı duymasanız bile ya belki ben bilmiyorum deyip empati yaparsınız. Yeni Akit okuyun mesela. Niye Yeni Akit? Çünkü ben şimdi bu yazıyı paylaşınca benim 1000 arkadaşıma sesleniyorum. Eğer onlar normalde Yeni Akit okuyor olsalardı derdim Sözcü okuyun. İkisi de aynı bu lensten.

So far so good, hewal?

Şimdi 20 sene sonrası meselesine geldik. Pareto abimizden 80/20’yi aldık. Ama asıl prensip %20 efor ile %80 yapabildiğimiz konulara odaklanmak. Yani doğru bildiğimizi az biraz daha (yanlış bildiklerinizden esinlenerek) düzeltip bir görüş beyan ettik ya. Yani empatimizi de yaptık canavar gibi. İletişim filan da kurabiliyoruz. Yani artık eskisi kadar kızgın değiliz ya. Kırgın da değiliz. İnsan Kuiper kuşağını düşününce zaten pesimist olamıyor (kesin bilgi). Ee işte şimdi o doğru bildiklerimize vakfedebiliriz kendimizi. Lensimizi ister kahvaltı serpme mi olsun serpme olacaksa en iyisi nasıl olura odaklayalım (örnek olarak söylüyorum lütfen hayatınızı buna ahdetmeyin), ister tevhide, istersek ülkemizin eğitim politikalarına, görevi becerebilmenin en temelinde olmazlık yer ettiginden rahat rahat risk alabiliyor olmamız lazım.

Rosetta 20 sene sonra indi mi inmedi mi yarın göreceğiz. Görmesek de olurdu. Bir yerlerde çocuklar hala ölmeye devam ediyor. Ya da aşk var doya doya. Ama fena mı olacak o para bilemiyorum işte bir milyar dolara sarayda inşa edilir istenirse. Saray da cok fena değil.

Sen de başka birşey yap o bir milyar değerindeki bir dakikanla. Nasolsa hepimizin sonu kara toprak. Yani zaten bilmiyorsun (Ilber biliyo). Anlamıyorsun. Yani zaten durum boktan. Yani hiç risk yok yani 20 sene sonra istediğin dünyanın hayali peşinde koşmakta.

Buraya kadar okuyan dostlara bu kadar lakırdımı bir cümle de özetleyeceğim.

Doğru bildiğiniz zaten doğru değil, ama siz gene doğru olduğuna inanın, yanlış bildiklerinizle daha da doğrulayın, ve unutmayın zaten en önemlisi doğru bilmek degil doğru yapmaktır, o doğruları yapın, bıkmadan, usanmadan, az bir başarı şansı bile olsa. Olmazlığın tersi olmak değil yapmaktır. Ol ve öl aslında kardeştirler. İkisinde de pek seçim yok ve olmasın zaten. Seçiminizi yap ve et’ten kullanın.

i

Bir Cevap Yazın